Herbert Simon Plazada: “Yeterince İyi” İle Yönetilen Şirketler

Bölüm 1: Giriş – Aynadaki Homo Economicus

Gelenekselci şirket yönetim yapısında hep aynı gizli kabul vardır: İnsan, sistemin ona verdiği girdileri kusursuz işleyen ve her zaman en optimum çıktıyı hedefleyen rasyonel bir araçtır. Taylorist gelenekten miras kalan bu bakış açısı, çalışanı tıpkı bir sermaye gibi harcandıkça sabit verim veren soğuk bir “kaynak” havuzuna fırlatır.

Ancak cuma akşamı iş çıkışında, önündeki raporu “böyle de idare eder” diyerek gönderen o uzmanın zihninde bambaşka bir ekonomi dönmektedir. Şirketlerin “optimum iş sonuçları” hayali, neden sürekli “idarelik” işlerin kayalıklarına çarpıp duruyor? Cevap, davranışsal ekonominin kalbinde yatıyor: Sınırlı Rasyonellik.

Bölüm 2: Herbert Simon Plazada (Sınırlı Rasyonellik Nedir?)

Klasik ekonomi teorileri bizi yanıttı. Bize insanın her zaman maksimum kârı, en kusursuz sonucu (optimization) hedeflediğini söyledi. Sonra sahneye Herbert Simon çıktı ve dedi ki: “Durun! İnsanın zihni bir bilgisayar değildir. Bilgisi sınırlıdır, zamanı kısıtlıdır, enerjisi tükenir.”

Simon buna Sınırlı Rasyonellik adını verdi. İnsanlar karmaşık durumlarda en kusursuz olanı arayacak bilişsel kapasiteye ya da motivasyona sahip olmadıklarında, bir hayatta kalma mekanizması geliştirirler: Satisficing (Tatminkarlık / Yeterince iyiyi bulma). Yani, karşımıza çıkan ilk “kabul edilebilir”, “başımızı ağrıtmayacak” seçenekte dururuz. Mükemmeli aramayız, çünkü mükemmeli aramanın psikolojik ve zihinsel maliyeti, ödülünden daha büyüktür.

Bölüm 3: İnsanı “Kaynak” Yapmanın Bedeli: “İdarelik” İşler

Şimdi bu teoriyi plazalara, bizim dünyamıza getirelim. Bir şirkette insanı sadece tüketilen bir “kaynak” olarak konumlandırdığınızda, onun sınırlı rasyonellik mekanizmasını elinizle tetiklemiş olursunuz.

  • Ruhsuz Sistem, Hesapçı Zihin: İnsan, bir kaynak gibi yönetildiğini hissettiği an, şirketle olan bağını “gönüllülük” esasına değil, matematiksel bir alışverişe döker. Zihin hemen şu sınırlı rasyonellik hesabını yapar: “Bana bir “kaynak” gibi davranılıyor. Eğer %100 performans gösterip ‘optimum’ sonuç üretmek için tükenirsem, bunun bana getirisi ne? Hiç! O zaman sistemi tatmin edecek, performansı kabul edilir gösterecek ‘en az çaba’ işi hangisi?”
  • KPI İllüzyonu: Şirketler kusursuz kurallar ve hedefler koyduklarını sanırlar. Oysa çalışan, sınırlı rasyonelliği gereği, o hedeflerin zayıf noktasını bulur. Optimum düzeyde yaratıcı bir iş sunmak yerine, sadece kuralları ve beklentileri tatmin eden “yeterince iyi” bir iş çıktısı teslim eder. Sonuç? Tablolar mükemmel görünür ama şirketin içi vasatlıkla çürür.

Bölüm 4: Makineler Optimize Eder, İnsanlar Anlam Arar

Makineleri optimize edebilirsiniz ama insanları ancak bir vizyona, bir anlama inanırlarsa “optimum” güçleriyle sahneye sürersiniz. Eğer ortada insanı “kıymet” olarak gören bir kültür yoksa, sınırlı rasyonellik devreye girer. İnsan beyni, kendini korumak için sınırlı moda geçer. İş hayatında “sessiz istifa” (quiet quitting) dediğimiz şey, aslında Herbert Simon’ın satisficing kavramının modern plaza Türkçesindeki karşılığından başka bir şey değildir: “Maaşım kadar iş, idare edecek kadar performans.”

Bölüm 5: Sonuç – Formüllerden İnsana Dönüş

Şirketlerin “Neden çalışanlarımız harika fikirlerle gelmiyor?”, “Neden işler hep kıl payı yetişiyor?” sorularının cevabı çalışanların tembelliğinde değil, sistemin onları zorladığı rasyonel sınırlardadır.

Siz insanı bir çalışma alanına indirgediğinizde, o alanda minimum eforla hayatta kalmayı seçecektir. İş dünyasının “kısıtlı verim” sarmalından kurtulmasının tek yolu, insanı tüketilen bir kaynak olarak görmeyi bırakıp, sınırlı zihnini sınırsız bir motivasyonla besleyecek “anlamı” ve “değeri” yeniden inşa etmektir.

Çünkü insan, formüllerle optimize edilecek bir nesne değil; tablolara sığmayacak kadar büyük bir ruh ve yaratıcı güçtür.

Bir Cevap Yazın